Yaralar ve Yarınlar

Merhaba sevgili yol arkadaşım, neredeyse 6 ay sonra tekrar kucağımda biriktirdiğim cümlelerle ve her seferinde açık olan Remembrance'la geldim. Sen de buradaysan, şarkımızı hazırladıysan hoşgeldin. Benim yine anlatacak kelimelerim var sana. Hazırsan, başlıyorum. İyi yolculuklar.

Bu uzun ara, kendime de verdiğim uzun bir araydı. 2025'in ilk yarısı öylesine zorluydu ki ruhumun her parçasıyla büyümeyi hissettim. Yok olmayı, takıldığımı sanıp yere düşmelerimi hissettim. Kendimin sınırlarını fark ettim. Ben kimdim, ne idim biraz bu yollardan geçtim.  2025'in 23. haftasında girdiğim 23 yaşım, hayatta unutamayacağım o yolculukta olduğumu hissettirdi bana. Hayat, devinim halinde olmaktı, fark ettim.

Kendime verdiğim 6 aylık ara, zamansızdı. Herkes mi yaşardı bunları, bilemedim. Galiba, bilemeyeceğim de. Amacım hiçbir zaman yaraları ve yarınları kıyaslamak olmadı başkalarıyla. Herkesin hikayesi farklıydı ve bu benim hikayemdi. O yüzden 23. haftanın 23. yaşından itibaren tekrar kendi hikayeme döndüm. 

Yaralar zamanla geçiyordu, yarınların getirdiği umutlarsa içimdeki o ışığı tekrar yakıyordu. Fark etmek lazımmış, en karanlık gecede bile gökyüzünde en azından bir yıldızın olduğunu. Başkalarına iyi gelmek değilmiş bu hayattaki en büyük görevimiz. Kendimize iyi gelmekmiş. Sevgili yol arkadaşım, 2025'in bitmesine bir aya yakın bir süre kalmışken ben kendime iyi gelmeyi öğrendiğimi fark ettim. Hikayemin olması için benim olmam gerekliydi. Yoksa ne bu yolculuk olurdu, ne de bu cümlelerin bir anlamı. 

Bu cümlelere erişebilmek için türlü anlardan geçtim. Gözümden yaşlar gelene kadar kahkahalar attım, önümü göremeyene kadar ağladım ve sesim kısılana kadar çığlıklar attım büyümenin getirileriyle. Bu süreçte büyümemek için çabaladım da. Sonuç, değişmedi. Dönüp bakıyorum da yine olsa yine aynı şeyleri yapardım. Her anına müteşekkirim. Sadece, yaraları zamana bırakmaktansa pansuman etmeyi tercih ederdim. Toyluk işte.

Zaman içinde kalabalık masalara veda etmeyi de öğrendim. Diyorum ya, hikayede başkasına değil kendine iyi gelmen gerekirmiş. Kendimle değilken o masalarda olmam da anlamsızdı. Derin bir nefes alıp diyebiliyorum ki, hayatımda anlamı olmayan ve anlamını yitiren her şeyle vedalaştım. Varmak istediğim noktaları belirledim. Sırt çantamı alıp, hoşçakal diyebilmeyi denedim. Başardım da. Sokakları izledim, sokaklardan akan insanları. Koşturmacanın uğultusunu ve sessizliğin fısıltısını duydum her seferinde. En sondaysa, garip bir şey oldu. Sessizliğin öyle büyük bir yankısı geldi ki, tamam dedim. Bugün bir şeyler değişti. 

Tam bu değişimin anında kendime sorduğum ve bir süredir çevremdeki herkese hatırlattığım o anımla tanıştım. "Bugün kendimle iyi gelmek için nasıl vakit geçirdim?". Başta yanıtlarım yüzeyseldi. Film izledim, maske yaptım, kitap okudum... Yavaş yavaş değişmeye başladı cevaplarım. İç sesimi dinledim, düşüncelerimi yavaşlattım ve daha nice cevaplar. Oldum diyemem, başardım mı bilmiyorum ama ulaştığım noktada düşmeyi ve ardındansa düştüm diye ağlamak yerine yaşadığım deneyimden dersimi almayı öğrendim. Önemli olan sonuca ulaşmak değildi, yolun getirdiği çizikler ve iyi de olsa, kötü de olsa yolda olabilmekti. 

Sevgili yol arkadaşım, çıktığım bu yolculuğun başından beri hep yol arkadaşımdın. İşin gerçeği, bazen kendime hitap ediyordum bu kelimeyle bazense karşımda biri varmışçasına. Bu yolculuk daha ne kadar devam eder ya da ne zaman biter bilmiyorum. Bilinmezlikten korkarken bu yolun başında şimdi ise huzuruna sığınıyorum. 

Günü kapatırken, kendime sorduğum o soruyu bırakıyorum senin kucağına. Yaraların ve yarınların git gelleri içinde kendi cevaplarını bulabilmen dileğiyle.

Sonraki yolumuzun kesişme anına kadar, hoşçakal.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yirmi Üç

Akşamüstü Yolculuğu