Sahte Doğrular ve Mutlu Hata

    Bir süre kendi hayatıma, kabuğuma ve sosyal yaşantıma odaklandığım bir süreçten sonra yeniden karşınızdayım sevgili okuyucu. Tüm gardımı indirmiş, kararlara varmış ve uygulamaya karar vermiş bir biçimdeyim. Derin kayıplar vermiş, nefessiz kalacak hale gelmiş ve buna rağmen boğulmaktan son anda kurtulmuş durumdayım. Anlatacak çok şeyim var ve hiçbir şeyim yok kucağımda. Daima doğruyu bulmaya çalışmanın yıkıcı etkilerini tekrar görmüş, "doğru"nun dereceli olduğunu fark etmiş ve herkesin kendi doğrusunu oluşturduğunu gözlemleyerek geldim. Yine benim konuştuğum, sizin okuduğunuz yazılardan birindeyiz. Tekrar hoş geldiniz benim yolculuğuma, başlayalım mı?

    İnsanların hatalar yaparak insan olduklarını fark ettikleri bir yolculuktan geçtim son buluşmamızdan beri. Duvarlardan oluştuğumuzu ve bu duvarları korumak için hatalar yaptığımızı gördüm. Hataları hep kötü görmemek lazımmış aslında, bazen o yaptığımız hatalar mutlu olacağımız yolu bulmamıza sebep olabilirlermiş. Aslında bir şarap şişesiyle öğrendim "mutlu hata" kavramını. Bir Nisan günü, Beyoğlu'nda yürürken rastgele bir şaraphanede şans eseri söylenmiş bir şarabın aylar sonra bir ışık yakacağını hiç düşünmezdim. Latincesi "felix culpa" olan mutlu hata, Chamlija'ya ait pinot noir şarabı. Şişesinin arkasına düşülmüş olan not ise her şeyin başladığı nokta benim için. Nottaki iki cümleyi paylaşmak istiyorum sizinle: "Çoğu kişi hiç hata yapmamak ister ama mutluluk, hata diye adlandırılan tecrübelerde gizlidir.", "Asıl hata, hata yapmaktan korkmaktır.". Kimine göre hiçbir anlam ifade etmeyebilir bu cümleler hatta öyle şey mi olur, diye düşündürtebilir. Fakat bazen, ummadığımız anlarda ummadığımız şekillerde anlam kazanabiliyor aylar hatta yıllar öncesinde okuduğumuz, duyduğumuz kelimeler. 

    Hataların sonucunda duvarlarımızı kontrol etmemiz gerekiyormuş gibi hissedebiliyoruz. Ne kadar hasar aldığımıza bakmamız, gardımızı kontrol etmemiz gerekiyor. Çünkü bazen dünyayı bir savaş olarak görüyoruz. Herkesin ve her şeyin bize karşı olduğunu düşünüyoruz. Sanki kimsenin işi gücü yokmuş da tek amacı bize zarar vermekmiş gibi hissediyoruz. Gerçekten öyle mi peki? Bence değil, hiç hem de. Kabul ediyorum, bazen her şey ama her şey o kadar üst üste geliyor ki. Yeter, diyoruz. Yeter artık en dip burası. Daha fazlası olmadığını düşündükçe daha da fazlasıyla karşılaşıyoruz. Bazen sebep olarak hatalarımızı düşünüyoruz bazen ise hemen başkalarını suçluyoruz. İnsan bu, bir suçlu bulmak istiyor aceleyle. Böyle anlarda durmanın ve derin bir nefes alınmasının gerektiğini unutuyoruz. İnanın, işin içinde sizin ya da başkasının yaptığı bir hata varsa bile, sakince düşününce mutlu hata olduğu çıkıyor ortaya. Çünkü hatalar, ne yaşanmış olursa olsun bir tecrübe oluşturuyor hayatınızda. O tecrübeyle bir daha aynı hatayı yapmıyorsunuz ya da yapmaktan korkmuyorsunuz, sonucunu biliyor oluyorsunuz. Sadece bazen, öyle saçma hatalar yapabiliyoruz ki "Bunu nasıl yapabildim?" diye kendimize kızıyoruz. Tek geri dönüşü olmayan şey ise o kızışlar oluyor ve belki de o an kendimize örmüş olduğumuz duvarlar, aşılması en zor duvarlar oluyor.

    Kendi kendimize olan duvarlarımız sonucunda oluşturmaya başlıyoruz kendi doğrularımızı. Her aldığımız darbe duvarı kalınlaştırmamıza, bazen bir bahane üretmemize ve onu koşulsuz doğru saymamıza vesile oluyor. Sahte doğru'lar diyorum ben bunlara bir süredir. Bu sahte doğrularımız ayrılıklara, kaybedişlere ve vedalara sebep olabiliyor bazen. Çünkü, maalesef ki, bu hayatta herkes kendi sahte doğrusunun doğru olduğuna inandırmaya çalışıyor. Verdiğimiz bu savaşlar aslında hata yapmamıza aracı oluyor. Hatalar ise tecrübelere dönüşüyor, bu sayede ise mutlu hatalara evriliyorlar. Zor yollar, yıkıcı cümleler içerse de gidişe değil, sonuca odaklanmamız gerekiyor bazen. Uzun bir süredir yok oluşumun sebebi buydu aslında sevgili yol arkadaşım. Kendi sahte doğrularım ve mutlu hatalarım vardı. Biraz bunlara yoğunlaştım hepsi bu. Peki, sahte doğruların ve mutlu hatalarınla sen nasılsın sevgili okuyucu?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaralar ve Yarınlar

Yirmi Üç

Akşamüstü Yolculuğu